• Ana Sayfa

Burdur

TARİHÇE

Günümüzde, Denizli, Afyon, Isparta, Antalya ve Muğla illeri ile çevrelenen Burdur, tarihi çağlarda, doğuda İşavria, Lykonia, güneyde Pamphylia, batıda Likya ve Karya, kuzeyde Frigya ve Galatia bölgeleri ile çevrili olan Pisidya bölgesi sınırları içinde yer almıştı.
 
Burdur'un tarih öncesi (prehistorik) geçmişi Paleolitik Çağa uzanmaktadır. Yeşilova ilçesi Başkuyu köyünde bulunan kaya resimlerinden Paleolitik Çağ insanının Burdur'da y-1aşadığı kesinlikle kanıtlanmıştır. Paleolitik (700.000 - 15.000) ve Mezolitik (15.000 - 8.000) çağlara ait diğer buluntular, yörenin değişik yerlerinde yapılan araştırmalardan elde edilmiştir.
 
Daha sonraki tarih öncesi dönemler olan Neolitik (8.000 - 5.500) ve Kalkolitik (5.500 - 3.200) çağlara ait somut buluntular, Burdur'da Hacılar Höyüğü ve Kuruçay Höyüğü'nde ortaya çıkarılmıştır. Hacılar'da yapılan kazılarda, M.Ö. 7000 yıllarına tarihlenen "Keramiksiz Neolitik" evre üzerinde IX - IV katlar olarak belirtilen ve M.Ö. 5.400 yıllarına tarihlenen "Geç Neolitik" evreleri tespit edilmiştir.
 
İnsanın yeryüzünde avcı-toplayıcılıktan yerleşik üretime geçerek belli bir yere bağlanması anlamına gelen büyük değişimin; hayvanları ehlileştirilmesi, köylerin kurulması, çanak çömlek yapımının öğrenilmesi gibi medeniyete uzanan gerekli adımların izlenebildiği en önemli arkeolojik merkezlerden biri Hacılar'dır. Yine Hacılar'ın ana tanrıça figürinleri ile boyalı insan yüzlü çanak - çömlekleri dünya arkeolojisinde önemli bir yer tutmaktadır. Taş, kemik, ağaç ve pişmiş toprağın yani sıra madenin de kullanılmaya başladığı Kalkolitik Çağ kalıntıları Burdur'da Hacılar, Kuruçay, Gebrem, Beyköy, Bucak, İstasyon Höyük gibi daha birçok höyüğün yüzey araştırmalarından anlaşılmaktadır.
 
Eserlerin bakır, kurşun, kalay, gümüş, altın, tunç ve elektron gibi madenlerden yapılmaya başlandığı ilk Tunç Çağına (Yaklaşık 3.000 - 2.500) ait buluntulara Burdur'da Yazır, Yarıköy, Çamur, Hasanpaşa, Harmankaya, Alan, Beyköy gibi birçok höyükte rastlanmaktadır. Bu dönemde  kaplar elde yapılmıştır, maden görünümündedir. Çağın sonunda ise geometrik süslü ve boyalı çanak çömlek yapımına başlanmıştır.
 
M.Ö. 2 bin yılın başlarında Burdur tarihi oldukça karanlıktır. M.Ö. 17. yüzyılda Hitit Çağı başladığında, Pisidya, Pamphylia ve Likya'da Arzava Krallığı hüküm sürmekteydi. Yarışlı Gölü civarı (Düğer) ve Uylupınar'da çıkan Frig eserleri daha sonra bu bölgede Friglerin yaşadığını kesin olarak ortaya koymuştur.
 
M.Ö. 7. yüzyılda Pisidya, Frig devleti ile birlikte Lidya hakimiyetine girmiş ve M.Ö. 546 tarihinde Lidya Kralı Kroissos'un Pers Kralı Kyros'a yenilmesiyle birlikte bölge Pers hegemonyasına girmiştir. M.Ö. 334 yılında Büyük İskender Çanakkale'den Anadolu'ya girdikten sonra önüne çıkan Pamphylia, Likya, Karya kuvvetlerini ezerek Kestros (Aksu) Vadisi'nden Pisidya'ya girmiş, M.Ö. 333'te Sagalassos ve Kremna'yı da zaptetmiştir. İskender'in ölümünden sonra Pisidya önce Seleukoslar’a (M.Ö. 301) daha sonra da Bergama Krallığı'na bağlanmış (M.Ö. 228) ve Roma hakimiyetine girmiştir. Roma Çağı’nda Pisidya'nın her yerinde yoğun bir yerleşme vardır. Birçok yeni şehir kurulmuş, eski merkezler yeniden onarılmıştır. Bugün Burdur sınırları içinde bulunan harabelerin hemen hemen hepsinde bu çağa ait mimari kalıntılar görülmektedir. Kremna, Komama (Ürkütlü), Olbasa (Belenli) ve Sagalassos en önemlileridir.
 
Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasıyla Pisidya, Bizans İmparatorluğu’nun eline geçmiş ve bölgenin önemli merkezleri yavaş yavaş gerileyerek eski değerlerini kaybetmiştir. Bu sönük çağ, M.S. XI. sonlarına Türk hakimiyetinin başlamasına kadar devam etmiştir. 1071 - 1100 tarihlerinde Anadolu'ya gelen Türklerden Kınalı aşireti Pisidya'ya gelerek Burdur'a yerleşmiştir. Selçuklu Devleti'nin egemenlik alanına giren şehir 1075 - 1120 yıllarında sınır kenti olarak varlığını sürdürmüştür. Selçuklulardan sonra Hamitoğulları Beyliği'nin topraklarına katılan Burdur, I. Murat döneminde Hamitoğulları Beyliği’nden satın alınmıştır. O dönemde Tirkemiş kazası olarak anılan Burdur, Yıldırım'ın1391'deki seferi sonunda kesin olarak Osmanlı denetimi altına girmiştir. 1920'de bağımsız sancak olan Burdur, Cumhuriyetten sonra 1923'te il durumuna geçmiştir.
(Kaynak: İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)

NÜFUS

İlçelere Göre Burdur Nüfusu

Yıl İlçe İlçe Nüfusu Erkek Nüfusu Kadın Nüfusu Nüfus Yüzdesi
2016 Merkez 104.875 52.642 52.233 % 40,12
2016 Bucak 64.910 32.282 32.628 % 24,83
2016 Gölhisar 22.485 11.275 11.210 % 8,60
2016 Yeşilova 15.831 7.651 8.180 % 6,06
2016 Çavdır 12.812 6.316 6.496 % 4,90
2016 Tefenni 10.242 5.036 5.206 % 3,92
2016 Ağlasun 8.238 4.063 4.175 % 3,15
2016 Karamanlı 8.029 3.969 4.060 % 3,07
2016 Altınyayla 5.337 2.701 2.636 % 2,04
2016 Çeltikçi 5.259 2.498 2.761 % 2,01
2016 Kemer 3.383 1.649 1.734 % 1,29

2016 yılı Burdur İli toplam nüfusu 261.401'dir

EKONOMİ

Burdur ili ekonomisi temel olarak tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Özellikle süt sığırcılığı, damızlık düve temini ve süt üretimi  ile ülkemizin önde gelen illerinden biridir.
 
Burdur’da faaliyet gösteren 26.566 işletme tarım ve hayvancılık faaliyetleri ile uğraşmaktadır. Bu ailelerin; faaliyet alanı bakımından %15i bitkisel ürün yetiştirmekte, %15 i hayvan yetiştiriciliği yapmakta ve %70 ise hem bitkisel üretim hem de hayvan yetiştiriciliği işini yürütmektedir.
 
Burdur ili sınırları içerisinde günlük yaklaşık 800 ton, yıllık 300 bin tona yakın süt üretimi gerçekleştirilmekte ve İlimiz uygulanan birçok proje ile de Türkiye tarafından Avrupa Birliği(AB)'ne örnek gösterilmektedir.
 
Burdur sınırları içerisinde elde edilen süt, 14 süt işletmesi  tarafından yaklaşık %27’si işlenebilmekte, geriye kalan %73 oranında süt miktarı başta Marmara ve ege bölgesindeki fabrikalar olmak üzere ilimiz dışındaki fabrikalarda değerlendirilmektedir. Bu sorunun temel nedeni Burdur’da büyük ölçekli bir süt işleme fabrikasının olmamasıdır. İlimize büyük ölçekli bir süt işleme fabrikası kurulması durumunda elde edilen süt il içinde işlenip katma değeri artırılacak ve ilimiz ekonomisine daha büyük katkılar sağlayabilecektir.
 
Burdur sınırları içerisinde tarım ürünü olarak kiraz, erik, elma, şeftali, armut gibi meyvelerin yanı sıra; domates, biber, patlıcan gibi sebze üreticiliği de yapılmaktadır.
 
Ayrıca tarım ve hayvancılığın yanı sıra, tarım makinaları imalatı, silah sanayi, unlu mamüller, son yıllarda önemli ölçüde gelişen mermercilik Burdur ilinin diğer önemli ekonomik faaliyetleridir.

TURİZM

İNSUYU MAĞARASI
Batı Toros  Dağları’nın Göller Bölgesi’nde ve Burdur-Antalya karayolunun   güneydoğusunda,  deniz seviyesinde 1200 m. yükseklikte yer alan İnsuyu Mağarası,   Burdur şehir  merkezine 11 km uzaklıkta bulunmaktadır. Mağara, 597 metre   uzunluğuyla hayal  dünyasına açılan bir pencere gibidir. Karbonhidratlı maden   suyu özelliğindeki  suyunun, mide ve şeker hastalıklarını tedavi ettiği   bilinmektedir. Mağara  içinde temiz ve serin bir hava   bulunmaktadır.
 
Mağara ilk kez  mağarabilimci jeolog Dr. Temuçin AYGEN   tarafından bulumuş ve dönemin Valisi  Vefik KİTAPÇIGİL’in çabalarıyla 1966   yılında turizme açılmıştır. Mağara  civarında İl Özel İdaresi tarafından kurulmuş   bir konaklama tesisi  bulunmaktadır. Mağaranın işletmesi, “Burdur İli İnsuyu   Mağarası Tesisleri  Koruma ve Yaşatma Birliği” tarafından yürütülmektedir.
 
İnsuyu  Mağarası’nın gezilebilen uzunluğu 525 m’dir. Kalker   tortulanmalarından türlü  şekil ve yapıda meydana gelen sarkıt ve dikitlerin,   yaklaşık 10-15 bin yılda,  suyla erimesi ve aşınması sonucu oluşmuş bir doğa   harikasıdır. Mağarada  etkileyici güzellikte sarkıt, dikit ve sütunların yanı   sıra değişik boyutlarda  9 adet gölcük yer almaktadır. Bunlardan “Büyük Göl”   adıyla anılan göl 512 m2’lik  alanıyla, Türkiye’nin en büyük yeraltı   gölüdür.
 
Yeraltı dereleri  ve gölleriyle gerek ülkemizin gerekse Burdur   İli’in ulusal ve uluslararası  turizm pazarında en etkili turistik ürünü ve   çekim kaynağı olan İnsuyu  Mağarası, maalesef bu özelliğini son yıllarda büyük   ölçüde kaybetmeye  başlamıştır. Uzun yıllar yerli ve yabancı ziyaretçilerinin   ilgi odağı olan ve  uğuruna inanıp madeni para attıkları “Dilek Gölü” ve “Gazlı   Göl” son yıllarda  kurumuş, yaklaşık 20 m derinliği olan ve 80’li yıllara kadar   üzerinde sandalla  gezilebilin “Büyük Göl” ise seviyesinin yarısından fazlasını   kaybedip üç küçük  göle dönüşmüştür.
 
SAGALASSOS
Sagalassos Antik  Kenti; Burdur ili, Ağlasun ilçesi, Güneybatı Torosların güneye bakan yamaçları  üzerinde 1490-1600 metreler arasında yer alan kentin en önemli özellikleri  arasında Romanın beş önemli seramik üretim merkezlerinden biri olması da vardır. Şehir, Romanın en iyi imparatorlarından beşincisi olan İmparator Hadrian (M.S.  2. yy.)döneminde ekonomik siyasi ve sosyal anlamda en iyi dönemini yaşamıştır.  Şehrin şehir plancılığı açısından şekillenme yöntemi ile imarı ve 1000 yıllık  seramik üretim merkezi  olma özelliği  2009 yılında UNESCO Dünya Mirası geçici listesine girmesini sağlamıştır.
 
1989’dan yılında  başlayan 1990 senesinde bu yana  Prof.  Dr. Marc Waelkens başkanlığında yürütülen, kazılarda pek çok yapı ve  eser ortaya çıkarılmıştır. 2007 ve 2008 yılarındaki kazılarda ortaya çıkan ve 5  metre civarında boyu olabileceği tahmin edilen İmparator Marcus Aurelius ve İmparator Hadrian’a ait heykeller, gören insanları büyülemeye  yetmektedir. Burdur Arkeoloji müzesinde turistlerin ilgisine sunulmuştur. Sagalassos, küçük Asya'da belki de  günümüze terk edildiği günden günümüze zarar görmeden  en iyi koruna gelmiş antik yerleşimlerden  biridir.
 
Sagalassos antik  kentinin yazılı kaynaklardan bilinen tarihi, Büyük İskender’in M.Ö. 333  yılındaki fethi ile başlar. İskender’in ölümünün ardından kent, kısa bir süre  seleflerinin idaresinde kalır. M.Ö. 281 itibariyle, Seleukoslar’ın kontrolü  altına girer. M.Ö. 188-133 yılları  arasında Attaloslar'ın Bergama Krallığı’nın parçası olur. M.Ö. 129’dan itibaren  çeşitli Roma eyaletleri içine dâhil edilen Sagalassos, son olarak M.Ö 39’da  Roma’nın Galatya eyaletinin en önemli kenti olur. M.S. 5.–7.yy'larda,  ardı ardına gelen depremler ve özellikle Arap saldırıları ile bölgenin nüfus  yitirmesine paralel olarak Sagalassos terk edilme sürecine girer.
 
KİBYRA
Likya, Kayra, Pisidya ve Frigya bölgelerinin kesişme yerinde ve ticaret yollarının tam merkezinde kurulan Kibyra, Gölhisar ilçesi sınırları içerisindedir.
 
Şehre girerken solda 12-13 bin kişilik kapasitesi, U formu ve 200 metreye varan pist uzunluğuyla stadyumu ziyaretçileri karşılamaktadır.  Anadolu’nun en görkemli stadyumlarındandır. İlerledikçe yukarı ve aşağı Agora tiyatro ve Meclis binası karşınıza çıkar. Şehrin binaları birbirinin görüntüsünü kesmeyecek ve tüm ovayı görebilecek şekilde yerleştirilmiştir.
 
Meclis binası/Müzik Evi 3600 kişilik kapasitesiyle, çatıyla tamamen kapalı mimarisiyle Antik Çağ Anadolusunun en görkemli eserlerindendir.
 
Bu bina kışın tiyatro ve mahkeme binası olarak hizmet vermiştir. Orkestranın tam merkezinde kırmızı, yeşil ve beyaz mermerlerden yapılmış, yılanlardan oluşan saçları ve insanları taşa çeviren bakışlarıyla Medusa başı Anadolu’da değil dünyada tektir. Meclis binası Efes’teki meclis binasından daha büyüktür. Bunun yanında anıt mezarları, bazalikaları, agorası, hamamı ve sağlam durumdaki tiyatrosu ile şehir görenleri büyülemektedir.
 
SAAT KULESİ
Ulu  caminin 10 metre kuzeyindedir. Kesme taşlardan inşa edilmiştir.Kare plana  sahiptir. 30 metre yüksekliktedir. Zeminden itibaren altı boğumludur. Dördüncü  boğumda şehrin dört yanına bakan dört saat yerleştirilmiştir. Saatlerin  üzerinde ise; dört pencereli ve piramidal çatısı olan bir oda  vardır.
 
ULU CAMİ
İl  merkezinde, Pazar mahallesinde yüksek bir tepe üzerindedir. Vakıf kayıtlarına göre Hamitoğlu Dündar Bey tarafından yaptırılmıştır. 1749 yılında Çelik Mehmet Paşa tara fından onarılmıştır. 1914 depreminde bir onarım daha geçirmiştir.  Kuzey, doğu ve batısında üç kapısı vardır. İçten yarım kubbelidir. Kuzey kapısı  yönündeki ikinci cemaat yerini üç kubbe örtmektedir. İki adet minaresi vardır.
 
BAKİ BEY KONAĞI
Merkez Değirmenler Mahallesindedir. 17.yy.  Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerindendir.
 
Konak, zemin katı pencere bitimine kadar  devam eden taş temelin üzerinde ahşap ve kalın masif kerpiç duvarlardan oluşmuş  iki katlı bir yapıdır. Üst kata taş merdivenle çıkılmaktadır. Üst katın bahçeye  ve ara sokağa bakan geniş bir eyvanı vardır. Eyvanın tavanı çıtalarla süslüdür  Çıtaların arası da yeşil, kırmızı toprak boyalarla süslenmiştir. Konağın beşik  çatısı alaturka kiremitlerle örtülmüştür. Saçağın ahşap yüzeyleri de aynen  eyvanın tavanı gibi yeşil, kırmızı toprak boyalarla süslü çıtalarla  donatılmıştır. Direkler arasındaki boyalı süslü sivri kemerler, eli  böğründeler, geniş ve boyalı çıkma çıtalı bu saçaklık mimariyi tamamlayan  aksesuarı oluşturmaktadır.
 
Eyvanın doğu kenarında selamlık, yani  Başoda yer almaktadır. Konağın en göz alıcı odası başodadır. Başoda kapısından  başlayarak pencere, vitray pencereleri, dolap kapakları ve üstündeki nişleri,  davlumbaz, pencere üzerinde dolaşan pervazlar, yüklük kapakları, dört tarafı  çeviren koltuk silmeleri, tavan ve tavan göbekleri altın ve gümüş varakla ve  kalem işi boyalarla süslüdür. Motifler, bütünüyle devrin bitkisel süslemelerini  yansıtırlar. Bütün bu altın ve gümüş kaplamalar, ahşap işçiliği ile kalem işi  denilen boyalı süslemeleriyle ender rastlanan güzellikte bir başoda ortaya  çıkarmıştır. Başodanın tabanı iki kademelidir. Cumbalı kısım döşemeden  yükseltilmiştir.
 
Başodadan sonra eyvana ve içten  bir birine açılan iki küçük oda yer alır. Gerek malzeme ve gerekse süsleme  yönünden sade olmakla birlikte altın-gümüş varak kaplamalı ve kalem işi olarak  yapılan süslemeler göze çarpar. Bu odalardan biri ahşaptan, süslemeli  davlumbazlıdır. Diğer ikinci küçük oda da ahşap tavan çıtalarla karelere  bölünmüş ve pervazları kalem işi boyalı süslenmiştir.
 
TAŞODA
17.yy.dan kalma Osmanlı sivil mimari örneklerinden biridir.  Bina iki katlıdır. Birinci kat taş, ikinci  kat kerpiç ve ahşap yapı malzemesi ile inşa edilmiştir. Özellikle Başodanın  doğu duvarı ve altındaki sivri kemerli iki yanı açık ahır kısmı kesme köfeki  taşındandır. Ev, bahçenin batı kısmına yerleştirilmiştir. Birinci kata çıkışı  sağlayan merdiven sahanlığının altı, aynı zamanda çeşmedir. Kesme taş  bloklardan yapılan bu çeşme, bugün de kullanılmaktadır. Evin zemin katında  sivri kemerli ahırdan başka, iki büyük, bir de küçük oda vardır.
 
Ahşap  korkuluklu merdivenle önce ikinci kattaki sofaya çıkılır. Dikdörtgen biçimdeki  sofanın güney ve batı cephesi boyunca odalar sıralanır. Kuzey kısmında ise bir  köşkü bulunur. Bu sofa çıtalarla oluşturulmuş kafesler ile dışa kapatılmıştır.  Sofanın çatı kısmı ahşap çıtalarla çakma tekniğinde yapılmış olup, çıtalar ve  çıtalar arasındaki büyüklü küçüklü üçgenler; mavi, kırmızı ve yeşil renklerle  boyanmıştır. Sofanın kuzey kısmında başoda yer almaktadır.
 
Başoda bol pencerelerle ışıklandırılmıştır. Ahşap yüklük, dolap,  davlumbaz, tavan ve pencere pervazlarının kalem işi altın-gümüş varak kaplı  süslemeleriyle yapının en göz alıcı odasıdır. Kuzey yönde tabandan yükseltilmiş  seki odayı ikiye ayırdığı gibi, tavanı da ikiye bölmektedir. Bu ayırma,  sofadaki gibi duvarlara bitişik yükselen, üzerleri kalem işi enine zikzak  motiflerle süslü, alt ve üst kısımları kum saati biçimli-oymalı beş yüzlü sütün  çelerdir.
 
Bu sütün çelerin aynısı tavana da yatay olarak yapılmıştır. Odanın  girişinde yüklük boyunca zeminden alçaltılmış dar bir pabuçluk yer alır. Odanın  ışıklandırılması iki yönden, iki sıralı pencerelerle sağlanmaktadır. Bunların  içindeki vitray pencereler odaya ayrı bir güzellik vermektedir. Alt sıra  pencerelerin dış kısımları, demir lokmalı parmaklıklı ve düz ahşap kepenklidir. İç  kısımları ise; pervazlar kalem işi çiçek motifli ve pencere ve dolap  aynalarında alçı kabartma ve altın varak kaplı harflerle Osmanlıca ve Farsça  olarak yazılmış birer mısralık, konağı ve sahibini öven yazılar bulunmaktadır. Binanın, Başodadan başka sofaya açılan dört odası daha vardır. Bu  odaların sofaya açılan ahşap kapaklı pencereleri, sofadan odalara ışık  girmesini sağlamaktadır. Bitişiğindeki oda, bir kapı ile Başodaya geçişlidir.  Güney cephede alçı şerbetlikle, ahşap tavan işlemesiyle geleneksel Türk evi  karakterini yansıtan ikinci bir Başoda yer alır.
 
MISIRLILAR EVİ
Merkez Oluklaraltı  caddesindedir. 19.yy. yapısıdır. İki katlı, taş temel üzerine bağdadi olarak  yapılmış olup, çatısı alaturka kiremit ile örtülmüştür. Alt katta kışlık odalar  ve kiler, üst katta ise ortadaki ince uzun sofaya açılan dört oda yer  almaktadır. Tavanlar ahşap işlemelidir. Bol sayıda pencereler ışıklandırmayı  sağlar ve ahşap kepenklidir. Odaların alçı şerbetlikler, ahşap yüklükler,  ahşap tavan ve tabanlar ortak özellikleridir. Başodanın tavan süslemeleri ve  alçı şerbetliği diğerlerine göre daha özenlidir. Tavanda dairelerle  oluşturulmuş, çiçek motifleriyle bezenmiş bir orta göbek ve bunu çevreleyen  baklava dilimi motiflerle süslü bir bordür yer almaktadır.
 
BURDUR MÜZESİ
Burdur günümüzde Antalya, Muğla, Denizli, Afyon ve Isparta illeriyle çevrili olup, antikçağda İsavria, Lykonia ile doğudan, Pamphylia ile güneyden, Likya ve Karia ile batıdan Firigya ve Galatia ilede kuzeyden çevrili Pisidia antik coğrafyasında bulunmaktadır.
 
Burdur'un tarih öncesi (Prehistorik) geçmişi paleolitik çağlara kadar uzanmaktadır. daha sonra sırasıyla Neolitik (8000 - 5500) Kalkolitik (5500 - 3200) çağlara ait somut buluntular hacılar ve Kuruçay kazıları ile ortaya çıkmıştır.
 
İşte böylesine zengin bir prehistorik ve klasik çağlar arkeolojisine sahip Burdur 1950 yılların ortasında bir müze oluşturma çabasına girmiş 1957 - 1960 yılları arasında dört sezon arkeolojik kazılar yapılan Hacılar Höyük ile bütün dünyanın dikkatini üzerine çekmiştir. Bu girişimlerin sonucunda Burdur Müzesi 1963 yılında resmen kurulmuş oldu. 12 Haziran 1969 yılında Müzenin bulunduğu yerde Şeyh Mustafa veya Küçük Şeyh Bulgurzade Ağa Medresesinin Kütüphanesi olarak kullanılan Hicri 1239 tarihli Necipefendi Kütüphanesi ve çevresinde yeni oluşturulan yapılarda Burdur Müzesi insanlığın ve bilim dünyasının hizmetine açılmıştır. Zengin bir arkeolojik potansiyele sahip olan ilimiz kısa bir zaman içerisinde Müzesini geliştirerek Ülkemizdeki sayılı müzeler içerisinde belli bir yere gelmiş olmasına rağmen yerleşim yeri ve sergileme imkanının yetersizliği görülmüş ve 1992 yılında müzenin batı kısmı kamulaştırılarak müzeye dahil edilmiştir. Alan olarak genişleyen müze günün gereksinimine uygun olarak yeni teşhir salonları ve eski eser depoları yapımına 9 Haziran 2001'de Dönemin Kültür Bakanı Sayın İstamiyan TALAY tarafından temeli atılarak başlanmış ve 6 yıl süren revizyon çalışmaları sonunda Yine Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Sayın ATİLA KOÇ tarafından  7 Temmuz 2006 tarihinde kapılarını ziyaretçi ve bilim dünyasına açmıştır.
 

HALK KÜLTÜRLERİ

Burdur, Teke  Yöresinin kültür başkenti konumundadır. Başta insan doğa ilişkilerini konu alan Teke  Zortlatması, tekenin hareketlerini anlatan bir oyun olup ilimize özgüdür.
 
Ayrıca Teke Zeybeği, Serenler Zeybeği, Al Yazma Zeybeği, Avşar Zeybeği, Kezban  Yenge, İğdem Düştü ve Gabardıç gibi oyunlar ilimizin tanınan oyunlarıdır. Bu  oyunlarda Cura, Kabak Kemane ve Sipsi en çok çalınan enstrümanlardır.  
 
HALK ÇALGILARI
CURA  
İlimizde çok çeşitli tiplerde curaya  rastlanır. İki telli, üç telli curalar ve özellikle parmak curası adı da  verilen curanın ilimizde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Mızrap kullanmadan, parmaklar marifetiyle ezgi çalınır. Teke yöresi müzikleri, özellikle gurbet  havaları cura ve sipsi ile birlikte çalındığı zaman bütünlük sağlar. 
 
KABAK KEMANE
İlimizde yaygın olarak çalınan bir halk sazıdır. Yörede su  kabağından yapılanı tercih edilir ve yaygındır. At kılından yapılan bir yayla  çalınır. 
 
SİPSİ
Burdur'a özgü bir  çalgıdır. Sipsi, Türk Halk Müziği nefesli çalgıları içinde en küçüğüdür ve boyuna göre, gür bir sesi vardır. Sipsinin dünyada birçok benzer türleri  olmasına rağmen, çalım tekniği ve çıkartılan ses bakımından Burdur Sipsisi hiçbirine benzemez. Boyu; 15-25 cm'dir. İç çapı 5 mm çapında kesilmiş su kamışı  üzerine ön kısmında 5, arka kısmında 1 olmak üzere, küçük perde delikleri açılır. 
 
Perde aralıklarındaki boşluklara, yörede ala eğri, ala zehir adı verilen yabani  erik cinsinden bir ağacın ince dallarının kabuğu boru şeklinde çıkartılarak süs  olsun diye geçilir. Yörede demir kargı adı verilen ince 3-5 cm uzunluğunda su  kamışlarından cuk cuk, ağızlık yapılır ve entonasyonu sağlamak, ses genişliğini  artırmak için kullanılır. Nefes ve parmak kullanma tekniğine dayanır. Bir oktav ses genişliği  vardır. 

YEMEKLER

TESTİ KEBABI
Günlük bağ bahçelerde ve soğuk çeşme başlarında yapılan bir  yemektir. Ağız kısmı dar bir testi yapılır. Bu testinin içine koyun etinin  yağlı kaburga kısmı kuşbaşı şeklinde doğranarak, tuzlanıp konur. Yiyenlerin  arzusuna göre içine ayrıca küçük temizlenmiş soğan, patates, patlıcan, yeşil  biber, havuç ve domates doğranarak malzemesi tamamlanır. Etle doldurulan testi  35-40 dakika kadar ateş ortasında oturtulup, etin pişmesinden sonra yukarıda  saydığımız malzemeler içine doldurulur ve tekrar ağzı kapatılarak (temiz bir  bez ile bağlanır) ateşin içine oturtulur.
Ara sıra kulpundan tutularak silkelenir. Piştikten sonra servis  tabaklarına alınır ve üzerine kimyon ekilerek yenir.
 
BURDUR ŞİŞ
Ülkemizin bilhassa Adana ve Urfa taraflarında yapılan ve aynı adla  anılan şişlerine benzemekle beraber, daha kısa ve ince şişlere dizilmektedir.  Şiş köftenin kıyması kaburga yatağı denilen et veya sıyrıntısının kıymasına  biraz kuyruk yağı ve sadece tuz ilave edilir (10 kg kıymaya 300 gr. kuyruk  yağı gibi). Sonra yoğrulur. Dinlendikten sonra şişlere takılır ve ızgara  mangalında pişirilerek, pide arasında servis yapılır. Şiş köftenin ala-sulu  olması daha makbuldür.
  
CEVİZ EZMESİ
1 kg. irmik ve 1 kg dövülmüş ceviz bir kaba konur. Diğer yandan  bir bardak su bir tencere içinde, ateş üzerinde ılıklaştırılır. 1 kg. şeker  ılık su üzerine dökülerek eriyinceye kadar karıştırılır. Şeker eriyince, irmik  ve ceviz karışımı eklenerek iyice karıştırılır. Kıvama gelen bu karışım, pudra  şekeri serpilmiş bir tepsiye dökülerek, kaşığın ters yüzü ile aynı kalınlıkta  yayılır ve baklava kesimi yapılır. Burdurluların hediye olarak il dışına  götürdükleri tatlı çeşidinin en yaygın olanıdır. 
 
KABAK HELVASI
İrilerinden iki adet dolmalık kabağın kabukları soyulur  ve çekirdekleri ayıklanır. İçinde su bulunan tepsiye aynı yönde rendelenir.  Rendelenmiş kabak avuç içinde sıkılır. Ölçü kabı olarak su bardağı veya kase kullanılır. İki ölçü kabak rendesine, bir ölçü şeker ve bir çay bardağı su  konur ve hafif ateşte aynı yönde, suyunu çekene kadar karıştırılır. İndirmeye  yakın zamanda limon suyu veya eritilmiş limon tuzu suyu konularak, 5-10  dakika kaynatılır ve kıvamına gelince ateşten alınır. İstenirse üzerine,  soyulmuş bademler tereyağda kavrularak bol miktarda serpiştirilir. Kabak  helvası yemeklerin yanı sıra ayrıca reçel gibi de yenilmektedir. 
 
BURDUR MUHALLEBİSİ
Dört kaşık pirinç unu, 2 kaşık nişasta, az bir su ile ezilip, 1 kg.  süt ile karıştırılır. Kaynatılarak çokça pişirilir. Ateşten inerken dövünmüş  sakız katılır. Çukur küçük tabaklar ıslak bir bezle silinir ve tabaklara muhallebi  doldurulup soğuması için bekletilir. Muhallebi donduktan sonra, tabaklara baş aşağı boşaltılır.
 
Daha sonra iki ölçü şeker, bir ölçü su ile  kaynatılıp, tabaklarda bulunan muhallebilerin üzerine dökülerek veya arzuya göre  üstleri çeşitli reçellerle de süslenerek muhallebi yenilir.

HALI VE KİLİMCİLİK

İlimizde yakın zamanlara kadar en önemli geçim kaynağı halı  dokumacılığıydı. Bilhassa tarım arazisi az olan ve şehirde oturanların rağbet  ettiği bir geçim kaynağıydı. Belli günlerde halı pazarı kurulurdu. Halılar bu  pazarlarda üretici ile tüketicinin karşılıklı buluşması şeklinde, canlılığını  yitirmeden yakın zamanlara kadar devam etmiştir. Makine halıcılığının getirdiği  ucuz işçilik ve pratiklik el halıcılığına darbe vurmuştur.
 
Bölgenin turizm  faaliyetlerinin içinde olması halıcılığın geliştirilmesine müsait ama, bilhassa Antalya ve civarında dokunan "Döşeme altı" tipi halılar daha çok  rağbet görmektedir. Bunun neticesinde Burdur'un Antalya'ya yakın olan  bölgelerinde (Kocaaliler) turistlere yönelik kök boyaların kullanıldığı küçük  ebatta halılar dokunmaktadır. Burdur'un bilhassa köylerinde kök boyalarla  boyanmış olarak dokunan kilimler, halılara nazaran daha şanslı durumdadır. Geçim  kaynağının yanı sıra günlük kullanım aracı olmasından dolayı hemen hemen her evde kullanılan bu kilimler yün veya kıldan dokunmaktadır. 
 
Geleneksel Türk  motiflerini taşıyan kilimlerin yanı sıra Heybe, Tuz Torbası, Kur'an Çantası,  Seccade, Sofa Altı ve Divan Yastığı da yapılmaktadır. Burdur'da dokunan  kilimlerin içinde en ünlüsü Yeşilova Kilimleridir.